Doğru Tedavi İçin, Doğru Teşhis Gerekir

Doğru Tedavi İçin Doğru Teşhis Gerekir

Prof. Dr. Uğur Derman – Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi

16 Ağustos 1979 – Tercüman Gazetesi

Fikirler , Görüşler, Düşünceler

Öğretim üyeliği kendiliğinden veya bir günde tayinle ulaşılan bir rütbe değildir.

Liseden Sonra en zor girilen bir fakültede, en uzun tahsil yapılmış 37 imtihandan geçilmiş ve diploma alınmıştır. İki imtihan daha geçirilerek adayların yüzde onunun kabul edilebildiği üniversite asistanlığına girilmiştir. En azından 5 yıl asistanlık yapılmış, tekrar bir imtihandan geçilmiş, yine en az 6 yıl başasistanlıkta çalışılmıştır. Bu 11 yıl içindeki çalışma, kanun emriyle zaten öteden beri tam süredir.

Tam gün çalışma yasasının belki de en faydalı yanı, ülkemizin sağlık şartları ve dertlerini bir yıldır yoğun tartışmaların konusu yapmasıdır.

Devlet hastanelerini düzenlemeyi amaçlayan yasanın içine son anda Meclis’te üniversite hastaneleri de katılmıştır. Bu değişiklikle beraber diğer yönler ikinci plânda kalmış ve Tıp Fakültesi Öğretim Üyeleri, suçlamaların hedefi haline gelmiştir. Çoğunlukla tek yanlı ve matematik gerçeklerden uzak konuşmalar, yazılar, toplumun gözünde öğretim üyelerini peşin olarak suçlamaktadır. Tıp fakülteleri öğretim üyeleri hem sağlık hizmetlerine yeterli katkıda bulunmamakla, hem de hekim adaylarını gereği gibi yetiştirmemekle sorumlu tutulmuşlardır. Bu suçlamalar bile bu zümreden ikili görev beklendiğinin açık delilidir. Geliniz bu ithamların doğruluğunu iki farklı görev için ayrı ayrı gözden geçirelim:

Tartışmaların başladığı günden bu yana Türkiye’nin aksayan sağlık hizmetlerinin en önde gelen sorumlusu gibi gösterilen tıp profesörleri acaba kaç tanedir? Kâğıt üstünde 20’ye ulaşan tıp fakültelerinin hepsinde hasta bakımı dallarında toplam profesör sayısı 500’dür. Yasadan önce esasen tam süre çalışmayı kabul etmiş 4V0 profesörü de bu sayıdan çıkardığımızda geriye 300 sayısı kalmaktadır. İşte 45 milyonluk Türkiye’mizde sağlık hizmetlerinin yetersizliğini bu 300 kişinin tam gün değil de yarım gün çalışmasına bağlamak en hafif deyimle gülünçtür. Yine bu sayının eskisine oranla iki misli çalışmalarının çok şeyi düzelteceğini sanmak da aynı derecede yanlıştır.

Profesör olana kadar bir hekimin emeği

Esas görevi eğitim olan üniversite hastaneleri bugüne kadar, diğer devlet hastanelerinin yetersizliğini kapamayı bir görev bilerek, büyük yük taşımıştır. Bugün Sağlık Bakanlığının sağlık alt yapısı plânlama başarısızlığını öğretim üyelerinin ihaneti gibi göstermeye çalışması en azından kadir bilmezliktir. Sanık durumundaki, tam süre çalışmayan bir profesörün bile, bu noktaya gelene kadarki iş yükü ve emeğini geliniz birlikte gözden geçirelim:

Öğretim üyeliği kendiliğinden veya bir günde tayin ile ulaşılan bir rütbe, değildir. Liseden sonra en zor girilen bir fakültede en uzun tahsil yapılmış 37 imtihandan geçilmiş ve diploma alınmıştır; iki imtihan daha geçirilerek adayların %10’unun kabul edilebildiği üniversite asistanlığına girilmiştir. En azından 5 yıl asistanlık yapılmış, tekrar bir imtihandan geçilmiş, yine en az 6 yıl başasistanlıkta çalışılmıştır. Bu 11 yıl içindeki çalışma, kanun emriyle zaten öteden beri tam süredir. Bu 11 yıl içinde günlük çalışmasına ek olarak Cumartesi, Pazarlar, dahil ortalama 4 günde bir 24 saat nöbet tutulmuştur.1 aylık yaz izninin bile acısı bir sonraki ay çift nöbet çift mesai ile çıkmıştır. Bu hesapla bu 11 yıl normal çalışma yapan bir işçi ve memurun (haftada 40 saat) çalışmasının sadece zaman bakımından bile 18.7 yılına eşittir. Bu fazla süreler için tazminat alınmaz ve emekliliğe bile sayılmaz. Ayrıca bu devre içinde hekim, hasta bakımı yanında eğitime de yardımcı olmak zorundadır. İşte ancak bu süreden sonra yine güçlü bir imtihan ve seçimle doçent olabilmektedir. Çilesi bununla da bitmez, eğer kadro yoksa başasistanlığa devam eder. Bu ana kadar da serbest çalışma hakkı yoktur. Profesör olması içinse yine en az 5 yıl daha çalışmalı ve yeni bir tez ile imtihandan geçmelidir. İşte bu günlerde peşin suçlu durumuna düşürülen zümrenin bu payeye en çabuk erişeninin bile emek grafiği budur. 23,7 yıl karşılığı emek vermiş ve profesör olduğu gün zaten çoğunun emeklilik hakkı dolmuştur bile. Sağlık Bakanlığının ¨yasayı savunacağım¨ diye hedef aldığı sosyal meslek grubu iste budur. Karar tabii ki toplumundur, ama yukarıdaki matematik gerçekleri bildikten sonra hükme varmalıdır.

Öğretmenini güvensizlik içinde gören öğrenci

Kaldı ki, görevi öğrencisini, asistanını, başasistanını eğitmek, araştırmalarını yönetmek olan öğretim üyesini poliklinik cirosunu arttırmada kullanmaya kalkmak ne kadar akılcı bir hesaptır? Yıllar boyu bütçesini arttıramayan bir sağlık teşkilâtı, alt yapısını geliştirememiş ve toplumun şuurlu isteklerine karşılık veremez hale düşmüştür. Plânsızlığı, hesapsızlığı daha şimdiden anlaşılan bir kanunda sadece “ilkenin doğruluğu’” cümlesine tutunmuş, hizmetin köklerini sallamaktadır.

Yasayı haklı göstermek gayreti içinde bugüne kadar kendine fedakârca yardım vermiş bir zümreyi haksız olarak suçlu göstermek, sosyal değerler açısından ne kadar akılcıdır?

Hekiminin, hakiminin, öğretmeninin (ve diğer devlet memurlarının da) ekonomik teminatını yıllar boyu sağlayamayan bir anlayış, zaten yıpranmış bu temel unsurların toplumdaki itibarını düzeltmeye çalışacağına; sorumsuz. davranışlarla daha yıpratmakta sakınca görmemektedir. Oy verene şirin görünmek için yapılan bu politik gaflar, ileride tamiri çok güç olacak sosyal yaralar açmaktadır.

Öğretmenini, o üniversite hocasını bu güvensizlik içinde gören gençlik, ilerisi için nasıl bir ümit besler, nasıl huzur içinde olur?

Tıp fakültesi öğretim üyeleri için diğer bir suçlama da ülke şartlarına göre hekim yetiştirmedikleridir. Ülkenin hangi bölgesindeki şartlara göre? Büyük şehirler, küçük şehirler ve kırsal bölgelerdeki alt yapılar çok farklı olduğundan, sağlık hizmetleri açısından da arada uçurumlar vardır. Eğitim, hizmetin en geri olduğu kırsal şartlara göre mi ayarlanacaktır? Aslında bu bölgelerde yardımcı laboratuvar imkanları da olmadığına göre, hekim için teorik bilgi ve tecrübe, diğer bölgelere oranla çok daha gereklidir. Yok biz bu bölgelere hekim gönderemiyoruz, yalnız aşı yapmasını ve toplumun sağlık konularını biraz bilen bir kişi yollamak niyetindeyiz, derseniz, bu kimsenin hüviyeti sağlık onbaşısıdır. Böyle bir kimse 3-4 aylık bir kursla yetiştirilebilir. Tıp fakültesinin eğitimini bu standarda indirmek intihardır. Bu yönde bir, değişiklik Türk hekimliğini felce uğratır. Onun yerine amaç, kırsal bölgedeki alt yapıyı hiç olmazsa küçük şehir seviyesine yükseltmek olmalıdır. Esasen pratisyen hekim bulunamayışının ana sebebi hekimin hiçbir yardımcı araç ve gerecin bulunmadığı bu bölgelerde bir sağlık onbaşısı niteliğinde çalışmak istemeyişindendir. Bu imkânlardan mahrum şartlarda bir profesör bile sağlık onbaşısından daha başarılı görev yapamaz. Yeni yasa ile bu bölgelere hekim gittiyse yalnız yüksek ücret çekiciliğindendir. Bu yol yalnız geçici ve yanıltıcı bir ferahlık sağlar. Sağlık bütçesinin artışı ile övünenler, bu artışın yalnız personel tazminatlarına harcandığını ve alt yapıya hiçbir katkısı olmadığını görmezlikten gelmemelidirler.

Eğitimde nasıl bir düzeltme yapılabilir?

Yetişen hekimlerin pratik beceriklilikten mahrum oldukları bir hakikattir. Bugünkü eğitim programlarında uygulamaya süre olarak %55’lik bir pay ayrılmıştır. Gelin görün ki, politik baskılar sebebiyle fakültelere fazla öğrenci alınması sonucu, yatak başına düşen Öğrenci sayısı, gelişmiş ülkelerin 3 katı kadardır. Bu durumda hasta, pratik kobaylığından, öğrenci ise muayene sırasının az gelmesinden yakınmakta öğretim üyesi de bu kargaşadan bıkmaktadır. Bu verimsiz çırpınışın yorgunluğu, toplumun poliklinik isteği, yetersiz yardımcı personelin açığını kapama gayreti üstüne hastane işletmeciliği de öğretim üyesinin sırtına yüklenmiştir. Bu değişik sorumlulukların karşılığında ekonomik endişelerin de varlığı, bir bölüm öğretim üyesini üniversite dışında çalışmaya itmiştir. Bütün bu zor şartlara rağmen, öğretim üyesi süre olarak yeterli uygulama devresinin verimli bir düzene sokulabilmesi için gayret göstermelidir. Bu düzeltmeyi yapamamış olması, öğretim kadrosunun en büyük görev eksikliğidir. Uygulamalar, öğrenci fazlalığı dikkate alınarak poliklinikleri içine alan yeni bir düzene sokulduğunda, ülkemizin her bölgesindeki şarta uyabilecek hekimi yetiştirmek mümkündür.

Sağlık hizmeti ve tıp eğitimini bugünkü hastalığından kurtarmak isliyorsak teşhisi doğru koymak, hastalığın kaynağını doğru tespit etmek zorundayız. Yerinde bir tedbir ve destekle düzeltilebilecek bir organı böylesi “kolay¨, diyerek kesip atmak doğru değildir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.