AT Yolunda Eğitim ve Bilim Engelleri

AT Yolunda Eğitim ve Bilim Engelleri

CUMHURİYET/2 

26 Kasım 1988 

OLAYLAR VE GÖRÜŞLER

PROF. DR UĞUR DERMAN, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Çağdaş bir toplum olmanın göstergesi zenginlik ya da yoksulluk değildir. Kişi başına ulusal gelir gibi veriler, ayrıntı düzeyinde bir ölçüttür. Sosyal kalkınmanın temel göstergeleri okuma-yazma oranından başlamak üzere eğitimin öbür basamaklarındaki gücümüzdür. Her tür meslekteki insan-gücümüzün, Avrupa ülkelerindeki meslektaşları düzeyinde eğitilebilmeleri, kalkınmamızın temel göstergesidir. Hedef AT üyeliği ise hekimlerimizin, mühendislerimizin, işletmecilerimizin, hukukçularımızın yetiştirilme koşullarını, bilgi düzeylerini topluluktaki ülkelerin üniversite kavram ve koşullarına ayarlamak zorundayız.

AT’ye üye olabilmenin koşulları olarak ekonominin genel yapısından, düzeyinden, enflasyon oranından panellerde, basında son bir yıl içinde oldukça sık söz edilir olmuştur. Hükümetin tek önemsediği ekonomi olduğuna göre sosyal tartışmaların bu yöne çekilmesi, toplumun dikkatinin bu noktada yoğunlaşması doğaldır. Ancak gerçek böyle midir? AT’nin bugünkü üyeleri, topluluğun düşünüldüğü gibi yürümesi için ekonomik konuların dışında koşul olarak hangi özelliklere dikkat etmektedirler? Birbirlerinin ortaklıklarını. kabul etmelerine karşın AT yöneticilerini düşündüren sorunlar var mıdır, bunlar hangileridir? Bu ülkelerin temsilcilerinin de katıldığı değişik konulardaki toplantılarda bu sorunlar hakkında bazı ipuçları-belirtiler ortaya çıkmakta mıdır?

Geçen eylül ayında İstanbul’da eğitim ile ilgili önemli bir uluslararası kongre yapıldı. Avrupa Tıp Eğitimi ve Dekanları Kongresi’ne basınımız da, yayınımız da pek iltifat etmedi. Bilimsel, konular, zakkum mucizesi(!) gibi aylarca tefrika edilemeyeceğine göre ilginç haber sayılmayışı ülkemizde doğal. Zaten eğitim konularının önemsenmemesini kimse yadırgamıyor. Eğitim Kurultayı (şurası) bile kaç yıl aradan sonra toplanabildi. Tüm dikkatimiz alışveriş, gerçek ya da hayali ithalat-ihracatta. 

Yukarıda adı geçen uluslararası toplantıda tüm Avrupa ülkelerinde değişen sağlık sorunları ve teknik karşısında sağlık hizmetlerinin yönü ve bu duruma uyum için (mezuniyet öncesi ve sonrası) tıpta eğitimin alması gereken çehre, enine boyuna tartışıldı. Bu konuşmalar sırasında ülkeler arasında uzman hizmetlerinde belli bir fark olmadığı, ancak uzmanlık eğitimi öncesinde ilk basamak hizmeti için yetişen pratisyenin (mezuniyet öncesi) eğitiminde önemli farklar olduğu belirtildi. Özellikle AT üyesi ülkelerin dekanları ve eğitim temsilcileri ‘serbest dolaşım’ın başlaması ile ülkelerin tıp eğitimleri arasındaki farkların önemli bir sorun yaratacağı endişelerini belirtmişlerdir.

Bugüne kadar tıp eğitiminde hedef, ülkenin yalnız kendi sınırları içindeki sağlık hizmetine göre ayarlanırken; şimdi ortak bir hedef güdülmekte, olabildiği kadar eğitim düzeyi ve yöntemlerinde ortak bir çerçeve çizilmeye özen gösterilmektedir. Bu nedenle kasım ayının ilk günlerinde Lizbon’da tüm Avrupa ülkelerinin eğitim ve sağlık bakanları bir toplantıya davet edilmişlerdi. (Bu toplantı kasımın ilk haftasında yapıldı. Sosyal hizmetlerin en önemlisi “sağlık konusu”ndaki bu özen, öbür meslek, konularında, şimdilik daha az hareketli ise de ergeç gündeme gelecektir.


Gösterge, eğitimdeki güçtür

Ülkelerarası sınırların açılması; gümrüklerin kaldırılması, toplumların birbirine yaklaşması, uyum için bir yol ya da koşul değil, gerçekte bir sonuçtur. Toplumların yaşam tarzı, hukuk anlayışı, sosyal kavramları, eğitim düzeyleri, bilim ve teknoloji yetenekleri birbirine yakın ise sınırlarda ya da gümrüklerdeki engeller bugün var ise yarın nasıl olsa ortadan kalkacaktır. Başka bir deyişle, temel amaç ‘‘muasır medeniyet seviyesini’’ tutturmaktır. Yoksa çarşı-pazarda akla gelen her çeşit malın bulunması (çikita muz dahil) ülkenin çağ atladığını göstermediği gibi Avrupa kulübü üyeliğimizi de sağlamaz. Kaldı ki ekonomide kısa dönem düzenlemeleri yapmak ve başlangıç kaynağı bulmak için borçlanma olasıdır. Oysa eğitim ve bilimde borç alınamaz. Ülkeler genç kuşaklarını kendi koşullarını dikkate alarak çağdaş düzeyde kendileri yetiştiremedikleri sürece vesayetten kurtulamaz ve kalkınamazlar. Çağdaş bir toplum olmanın göstergesi zenginlik ya da yoksulluk değildir. Kişi başına ulusal gelir gibi veriler, ayrıntı düzeyinde bir ölçüttür. Sosyal kalkınmanın temel göstergeleri okuma-yazma oranından başlamak üzere eğitimin öbür basamaklarındaki gücümüzdür. Her tür meslekteki insan-gücümüzün, Avrupa ülkelerindeki meslektaşları düzeyinde eğitilebilmeleri, kalkınmamızın temel göstergesidir. Hedef AT üyeliği ise hekimlerimizin, mühendislerimizin, işletmecilerimizin, hukukçularımızın yetiştirilme koşullarını, bilgi düzeylerini topluluktaki ülkelerin üniversite kavram ve koşullarına ayarlamak zorundayız.

Yıllar içinde toplumumuzda okuma-yazma oranı, ilk, orta, yüksekokul mezunlarımızın sayısı büyük bir hızla artmıştır. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki bu nicelik artışı karşısında nitelik gerilemiştir. Uygulamanın önem kazandığı yüksek eğitimde niteliğin gerilemesi, öğrenci sayısının artışından çok, topluca açılan üniversitelerde akademik koşulların oluşturulamayışına; geleneği yerleşmiş üniversitelerin de özellikle genç ve araştırıcı kadrolarının dağılmasına bağlıdır. Öte yandan, dünyadaki teknolojik patlama, çağdaş üniversitelerin mezunları ile aramızdaki nitelik farkını büsbütün arttırmaktadır. Bu konuların yetkili kurumları DPT ve YÖK daha çok mezun sayısı ile ilgilenmekte, çözümün zorluğundan olacak nitelik sorununu gündeme getirmemektedir. Liberal ülkelerde konunun önemli bir yetkilisi durumundaki meslek odaları ise Türkiye’mizde devre dışı bırakılmışlardır. Bir örnek vermek gerekirse tıp fakültelerinde öğrenci sayısı arttırılırken; uzmanlık öğrencisi kadroları arttırılmamıştır. Oysa AT ülkeleri bilgi artışı ve teknolojik gelişim karşısında tüm hekimlerde uzmanlaşmayı şart koşmaya başlamışlardır.


Sonuç

Sonuçta önümüzdeki yıllarda “Sizin hekiminiz, hakiminiz, mühendisiniz, işletmeciniz AT standardına uygun değildir” gerekçesinin bir engel olarak karşımıza dikileceği çok açıktır. Bu konu, meslek odalarının da katkısı alınarak DPT ve YÖK gündemine bir an önce alınmalıdır.

Kaldı ki bir topluluğa üyelik söz konusu olmasa bile, çağa ayak uydurabilmek için bu düzenlemeler esasen gereklidir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.